Aristotales
ARİSTOTELES (M.Ö. 384-336)
Aristoteles döneminde politik yapı değişmiş ve Yunan Dünyası yavaş
yavaş Makedonyalıların hakimiyetine girmeye başlamıştır. Makedonya
bölgesinin kuzeyi Teselya, doğusu İllirya ve batısı ise Trakya ile
çevrilidir ama bu sınırlar sabit değildir; zaman zaman daralmış veya
genişlemiştir. Belirli bir Makedonyalı tipi de yoktur; bunlar
İlliryalılarla Trakların karışımından oluşmuşlardır. Yunanca
konuşmazlar; kendilerine özgü bir dilleri vardır ve bu dil Hint-Avrupa
dilleri içinde yer alır.
Makedonya Kralı II. Philip döneminde Makedonya değişik bir görünüm
kazanmaya başlamıştı. Makedonya kralları Yunanlı olmalarına karşın,
yerli kadınlarla evlenmişler ve bu uygulama giderek yaygınlaştığı için,
kısa bir süre içinde Yunanlılar başka kavimlerle kaynaşmışlardı. Hatta
söylendiğine göre, tam bir Yunanlı olarak yetiştirilmiş olan
II.Filip'in annesi Yunanca'yı oldukça ileri yaşlarında öğrenmişti.
II. Philip başa geçtiğinde toplum tam bir kargaşa içindeydi ve güçlü
bir yöneticiye gereksinme duyuluyordu. II. Philip, Thebes'te kaldığı
süre içerisinde, yeni askerî yöntemleri gözlemlemiş ve bunları
uygulamakla kalmayarak daha da mükemmel bir duruma getirmiştir. Bir
süre sonra, piyade ve süvarilerden oluşan mızraklı bir birlik kurmayı
başarmıştır. Makedonyalıların bu düzenlemesi, yüzyıllar boyunca en iyi
savaş tekniği olarak benimsenmiştir.
II. Filip'in başa geçmesiyle Atinalılar iki güçlü düşman arasında
kalmışlardır; bunlardan birisi Persler ve diğeri ise Makedonyalılardır.
Ancak II. Philip kendisini daima bir fatih gibi değil, bir kurtarıcı
olarak görmüş ve sonradan uygarlık tarihini çok etkileyecek bir işi
başarmıştır : Sparta dışında kalan bütün Yunan Dünyası'nı tek bir
yönetim altında toplamış ve Küçük Asya'da bulunan Yunan kolonilerini de
Perslerin elinden kurtarmaya başlamıştır. Ancak onun bu uğraşları,
henüz 47 yaşındayken öldürülmesiyle son bulmuştur (M.Ö. 336). II.
Philip 24 yıl boyunca yöneticilik yapmış ve oğlu Büyük İskender'e çok
aydınlık ve parlak bir yol açmıştır.
Makedonya Krallığı'nın güçlenmeye başladığı bu dönemde yaşayan
Aristoteles, Ege Denizi'nin kuzeyinde bulunan Stageria'da doğmuştur
(M.Ö. 384-322). O dönemde, Stageria'da İyon kültürü egemendir ve
Makedonyalıların buraları istila etmeleri bile bu durumu
değiştirmemiştir. Bu nedenle Aristoteles'e bir İyonya filozofu
denilebilir.
Annesi hakkında adından başka hiçbir şey bilinmemektedir; babası
Nicomaihos, hekimdir ve Makedonya Krallarından Amyntus'un (M.Ö.393-370)
hekimliğine getirildiğinde, ailesi ile birlikte Stageria'dan
Makedonya'nın başkentine taşınmıştır. Aristoteles burada öğrenim görmüş
ve savaş yaşamına ilişkin ayrıntılı bilgiler ve deneyimler edinmiştir;
bir taraftan Yunan (yani İyon) ve diğer taraftan Makedonya etkileriyle
biçimlenmiş ve gençliğinde, ilgisini daha çok tıp üzerinde
yoğunlaştırmıştır. 17 yaşına geldiğinde öğrenimini tamamlaması için
Atina'ya gönderilen Aristoteles, hayatının 20 yılını (M.Ö. 367-347)
burada geçirmiştir. Atina'ya gelir gelmez, Platon'un öğrencisi olarak
Akademi'ye girmiş ve hocasının ölümüne kadar burada kalmıştır. Platon,
sürekli olarak çekiştiği bu değerli öğrencisinin zekasına ve enerjisine
hayran kalmış ve ona Yunanca'da akıl anlamına gelen Nous adını
vermiştir. Atina'da kaldığı süre içerisinde Aristoteles, başka hocaları
da izlemiş ve mesela Agora'da politik dersler almıştır.
Bir sarraf olarak iş hayatına atılmış ve daha sonra çok varlıklı
olmuş Hermenias, kısa bir süre içinde çok geniş toprakları mülk edinmiş
ve Aterneus'un yöneticiliğine gelmişti. Akademi'nin öğrencisi ve hocası
Platon'un hayranıydı. Onun devlet yönetimine ilişkin önerilerini çok
olumlu karşılıyor ve Platon'un önderliğinde daha iyi bir yönetim
oluşturmak istiyordu. Bu amaçla Assos'ta Akademi'nin kolu olan bir okul
kurmuştu. Platon'un ölümünden sonra, Aristoteles bu okulda görev aldı
ve üç yıl boyunca burada çalıştı. Bir ara Hermenias'ın yeğeni Pythias
ile evlendi.
Aristoteles, Assos'ta kaldığı süre içerisinde, zaman zaman dostu
Teofrastos'un memleketi olan Mytilen'e gitmiştir. Bu seyahatlar,
Aristoteles'in gözlemler yapması ve kendisini yetiştirmesi açısından
çok yararlı olmuştur.
Bu sıralarda II. Philip, oğlu İskender için iyi bir öğretmen
aramaktaydı ve Assos'taki okulun yöneticisi olan Aristoteles, yavaş
yavaş dikkatini çekmeye başlamıştı. Görev, Aristoteles'e önerildi ve o
da bu öneriyi seve seve kabul ederek, II. Filip'in oturmakta olduğu
Pella'ya gitti. Aristoteles'in öğretmenliği, 343 yılından 340 yılına
kadar sürdü. İskender, 336'da babası ölünce, onun yerine geçti ve eski
öğretmeni Aristoteles'i danışman olarak atadı. Daha sonra İskender
Yunanistan'daki ve Balkanlar'daki ayaklanmaları bastırmak üzere
harekete geçince, Aristoteles, onu bırakarak, büyük idealini
gerçekleştirmek amacıyla, yani yeni bir okul kurmak amacıyla Atina'ya
döndü.
İskender'in M.Ö. 323 yılında ölmesi, Aristoteles'i çok güç bir
durumda bırakmıştı; çünkü Lise'nin kurulması sırasında İskender'in
yapmış olduğu yardımlar ve Hermenias için yazmış olduğu zafer türküsü,
Atina'daki düşmanları tarafından hatırlanmıştı. Aristoteles,
dinsizlikle suçlandı ve Atinalıların, Sokrates'i ölüme mahkum etmekle
işlemiş oldukları suçu yinelememeleri için Chalcis'e kaçtı ve orada
yakalanmış olduğu bir hastalık sonucunda M.Ö. 322 yılında öldü.
Aristoteles'in hiçbir resmi kalmamıştır. Diogenes'e göre, ince
bacaklı ve küçük gözlüymüş. Viyana'daki Sanat Tarihi Müzesi'nde
sergilenmekte olan mermer başın Aristoteles'e ait olduğu iddia
edilmekteyse de, bunu kanıtlayacak herhangi bir ipucu yoktur.
Aristoteles, İskender'i bırakarak Atina'ya döndüğünde, oradaki
dostlarıyla buluşmuştu; ama aradan 20 yıl geçmiş olduğu için, artık
eski okuluna dönemezdi. Başka bir okul kurmaya karar verdi ve bu
maksatla kentin batısında bulunan ve Apollon Lyceios'un (Kurt Tanrı)
anısına ayrılmış olan ormanlık alanı seçti. İşte bugün de kullanmakta
olduğumuz Lise adı, bu Lyceios'tan gelmektedir.
Lise'de eğitim ve öğretimin nasıl yapıldığına ilişkin kesin bir
bilgiye sahip değiliz; ancak bazı kaynakların bildirdiğine göre,
sabahları yeni başlayanlara, akşamları ise geniş halk kitlelerine
dersler verilmekteymiş.
Akademi ve Lise, aslında felsefe öğretimi veren okullardı. Ancak
Akademi, daha çok metafiziğe ve bu arada ahlak ve siyaset gibi konulara
yönelmişti. Lise'de ise araştırmalar, Aristoteles'in daha çok mantık ve
bilimlerle ilgilenmesi nedeniyle, bu alanlarda yoğunlaşmıştı.
Aristoteles 13 yıl boyunca Lise'nin yöneticiliğini yaptı ve
ölümünden sonra yerine arkadaşı Teofrastos geçti. Teofrastos, 37 yıl bu
okulun yöneticiliğini üstlendi ve yapmış olduğu yeni düzenlemelerle
Lise'yi kurumsallaştırmayı başardı; ancak Lise, Akademi kadar uzun
ömürlü olamadı.
Aristoteles'in matematik bilgisi araştırmalarına yeterli olacak
düzeydeydi; bilimleri matematik, fizik ve metafizik olarak üç bölüme
ayırırken, Platon gibi, matematiğe - yani aritmetik, geometri,
astronomi ve müzik bilimlerine - bir öncelik tanımıştı; ancak
uygulamalı matematikle ilgilenmiyordu. "Eşit şeylerden eşit şeyler
çıkarılırsa, kalanlar eşittir." veya "Bir şey aynı anda hem var hem de
yok olamaz (üçüncü durumun olanaksızlığı ilkesi)" gibi aksiyomların
bütün bilimler için ortak olduğunu, postülaların ise sadece belirli bir
bilimin kuruluşunda görev yaptığını söyleyerek, aksiyom ile postüla
arasındaki farklılığa işaret etmişti. Aristoteles'in, süreklilik ve
sonsuzluk hakkında yapmış olduğu temkinli tartışmalar, matematik tarihi
açısından oldukça önemlidir. Sonsuzluğun gerçek olarak değil, gizil
olarak varolduğunu kabul etmiştir. Bu temel sorunlar üzerindeki
görüşleri, daha sonra Archimedes ve Apollonios tarafından yeniden
işlenip değerlendirilecektir.
Aristoteles, astronomiye ilişkin görüşlerini Fizik ve Metafizik adlı
yapıtlarında açıklamıştır; bunun nedeni, astronomi ile fiziği
birbirinden ayırmanın olanaksız olduğunu düşünmesidir. Aristoteles'e
göre, küre en mükemmel biçim olduğu için, evren küreseldir ve bir
kürenin merkezi olduğu için evren sonludur. Yer evrenin merkezinde
bulunur ve bu yüzden, evrenin merkezi aynı zamanda Yer'in de
merkezidir. Bir tek evren vardır ve bu evren her yeri doldurur; bu
nedenle evren-ötesi veya evren-dışı yoktur. Ay, Güneş ve gezegenlerin
devinimlerini anlamlandırmak için Eudoxos'un ortak merkezli küreler
sistemini kabul etmiştir.
Acaba Aristoteles bu kürelerin gerçekten varolduğuna inanıyor muydu?
Elimizde buna ilişkin kesin bir kanıt bulunmamakla birlikte, geometrik
yaklaşımı mekanik yaklaşıma dönüştürmüş olması, inandığı yönündeki
görüşü güçlendirmektedir. De Caelo'da (Gökler Üzerine) yapmış olduğu en
son belirlemelere göre, en dışta bulunan Yıldızlar Küresi, yani evreni
harekete getiren ilk hareket ettirici, aynı zamanda en yüksek tanrıdır.
Metafizik'te ise, Yıldızlar Küresi'nin ötesinde, sevenin sevileni
etkilediği gibi gökyüzü hareketlerini etkileyen, hareketsiz bir hareket
ettiricinin bulunduğunu söylemiştir. Öyleyse Aristoteles, yalnızca
gökcisimlerinin tanrısal bir doğaya sahip olduğuna inanmakla
kalmamakta, onların canlı varlıklar olduğunu da kabul etmektedir. Bu
evrenbilimsel kuram, Fârâbî ve İbn Sinâ gibi Ortaçağ İslâm Dünyası'nın
önde gelen filozofları tarafından da benimsenecek ve Kuran-ı Kerim'de
tasvir edilen Tanrı ve Evren anlayışıyla uzlaştırılmaya çalışılacaktır.
Aristoteles'e göre, Evren, Ayüstü ve Ayaltı Evren olmak üzere ikiye
ayrılır; Yer'den Ay'a kadar olan kısım, Ayaltı Evren'i, Ay'dan
Yıldızlar Küresi'ne kadar olan kısım ise Ayüstü Evren'i oluşturur. Bu
iki evren yapı bakımından çok farklıdır. Ayüstü Evren ve burada yer
alan gökcisimleri, eterden oluşmuştur; eterin, mükemmel doğası, Ayüstü
Evren'e ezelî ve ebedî bir mükemmellik sağlar. Buna karşılık, Ayaltı
Evren, her türlü değişimin, oluş ve bozuluşun yer aldığı bir evrendir.
Burası, ağılıklarına göre, Yer'in merkezinden yukarıya doğru sıralanan
dört temel öğeden, yani toprak, su, hava ve ateşten oluşmuştur; toprak,
diğer üç öğeye nispetle daha ağır olduğu için, en altta, ateş ise daha
hafif olduğu için, en üstte bulunur. Aristoteles'e göre, bu öğeler,
kuru ve yaş ile sıcak ve soğuk gibi birbirlerine karşıt dört niteliğin
bireşiminden oluşmuştur.
Varlık biçimlerinin mükemmel olmaları veya olmamaları da Yer'in
merkezine olan uzaklıklarına göre değişir. Bir varlık Yer'e ne kadar
uzaksa, o kadar mükemmeldir. Bundan ötürü, merkezde bulunan Yer
mükemmel olmadığı halde, merkeze en uzakta bulunan Yıldızlar Küresi
mükemmeldir. Bu mükemmel küre, aynı zamanda Tanrı, yani ilk hareket
ettiricidir.
Yapıları farklı olan bu iki evrende, farklı fizik kanunları
geçerlidir. Ayüstü Evren'de bulunan gökcisimleri, taşıyıcı kürelere
yapışık oldukları için düzgün dairesel yörüngeler çizerler; her tür
değişimin yer aldığı Ayaltı Evren'de ise birbirinden farklı iki tür
hareket söz konusudur. Bunlardan birisi doğal, diğeri ise zorunlu
harekettir. Zorunlu hareket, bu evrendeki bir nesnenin, örneğin bir
taşın, kuvvet uygulanarak doğal yerinden, uzaklaştırılması sonucu
oluşan harekettir. Bu harekette uygulanan kuvvet ortadan
kaldırıldığında, hareket de ortadan kalkar ve bu defa nesne, ağır
olması dolayısıyla, doğal yerine doğru düşer. İşte nesnelerin doğal
yerlerine varmak için yaptıkları bu harekete de doğal hareket denir.
Doğal harekette, kuvvet nesnenin ağırlığıdır.
Aristoteles'e göre, iki tür zorunlu hareket vardır. Hareketi
sağlayan kuvvet, bir cisim üzerindeki etkisini, cismin hareketinin her
anında sürdürüyorsa, buna sürekli zorunlu hareket, ilk hareketi
verdikten sonra kesiliyorsa, buna da süreksiz zorunlu hareket denir.
Ama Aristoteles, kuvvet olmaksızın hareketin de olamayacağına
inandığından, (mesela bir taşın fırlatılmasında olduğu gibi) süreksiz
zorunlu hareketin oluşabilmesi için, hareket ettiren kuvvetin, ilk
hareketin verilmesinden sonra, cismi ileten ortama geçtiği düşüncesini
benimsemek zorunda kalmıştır.
Ancak Aristoteles'e göre, fırlatılan bir cismin hızı (v), bu cisme
uygulanan kuvvetin miktarı (f ) ile doğru, cismin içinde bulunduğu
ortamın yoğunluğu (d=direnç) ile ters orantılıdır ve v=f:d ve eğer f=a
(ağırlık) olursa, v = a:d biçiminde ifade edilebilir.
Aristoteles'in ulaşmış olduğu bu sonuç sonraları iki açıdan eleştirilmiştir:
1.
Ortamın direnci, sıfır olduğunda hız sonsuz olacaktır; oysa Aristoteles
sonsuz hızı kabul etmez. Kuvvetin dirence eşit olduğu durumda da,
Aristoteles'e göre hareket olmaz. Oysa, bu durumda formülden çıkan
sonuç 1'dir ve bu hareketin olduğunu gösterir.
2. Hareketi
olanaklı kılan ortam, bir taraftan cismi iletirken diğer taraftan
durdurur. Oysa bir şeyin aynı anda iki karşıt niteliğe sahip olması
olanaklı değildir.
Aristoteles'in oluşturduğu bu fizik ve evren görüşü kendisinden
sonra az çok değişime uğramışsa da uzun yıllar egemen olmuş ve
Galileo'nun yaptığı çalışmalarla geçersiz hale getirilmiştir.
Aristoteles'ten önce de hayvanlar üzerinde araştırmalar yapan
bilginler vardı, ama zoolojinin, yani hayvanlar biliminin kurucusu
Aristoteles olmuştur. Aristoteles, hayvanlar üzerinde yapmış olduğu
gözlemlerden çıkarmış olduğu bulguları, Historia Animalium, (Hayvan
İncelemeleri) De Partibus Animalium (Hayanların Bölümleri Üzerine) ve
De Generatione Animalium (Hayvanların Türeyişi Üzerine) adlı
yapıtlarında toplamıştır; bu üç yapıt, birbirleriyle bağlantılıdır;
ancak birincisi hayvanların tasviri, ikincisi morfolojisi ve üçüncüsü
ise üremesi ile ilgilidir.
Aristoteles, çalışmaları sırasında karşılaştırma yöntemini izlemiş
ve bulguları belirlerken benzerliklerden ve farklılıklardan
yararlanmıştır. Hayvanları, yaşamış oldukları çevre içerisinde
inceleyen Aristoteles, Plinius'tan oldukça farklı bir tutum
içerisindedir; sadece gözlem sonuçlarından yararlanmış ve önceki
yapıtlardan derlemiş olduğu bulguları, kendi gözlemleri ile denetlemeyi
ihmal etmemiştir. Rivayetlere güvenmemiş ve fil gibi, çok iyi
tanımadığı hayvanlardan asla söz etmemiştir.
Aristoteles, De Partibus Animalium (Hayvanların Bölümleri Üzerineı)
adlı eserinde doğru bir sınıflama yöntemi hakkında bilgiler vermiş ve
hayvanları, kırmızı kan içerenler ve içermeyenler olmak üzere iki
sınıfa taksim etmiştir :
I. Kırmızı Kanlı Olanlar (Sanguineous)
a. Doğuran dört ayaklılar. Bütün memeli hayvanlar bu guruba girmektedir; bunlara yarasalar ve yunuslar da dahildir.
b. Yumurtlayan dört ayaklılar. Bunlara kertenkele, kaplumbağa ve timsah dahildir.
c.
Kuşlar ayaklarına göre sekiz alt gruba ayrılmıştır. Bu sınıflama
onların ayak şekillerine ve beslenmelerine dayanılarak yapılmıştır.
d. Balıklar ise iskeletlerine göre iki kısma ayrılmıştır : kemik iskeletliler ve kıkırdak iskeletliler.
II.Kırmızı Kanlı Olmayanlar (Anaima)
a. Yumuşak vücutlu omurgasızlar.
b. Bir dış iskeletle kaplı olan yumuşak omurgasızlar.
c. Sert bir dış kabukla kaplı yumuşak omurgasızlar.
d. Böcekler; bunlar da sekiz kısma bölünmüştür.
Aristoteles, buradaki sekiz gruptan her birine kapsamlı cins (genus)
ve onların alt bölümlerine ise cins veya tür adını vermiştir.
kaynak:Bilimsel Bilgi.Net